PAZUBENT
beden dediğin aşka vesile
insan ruhlara aşık olur
sevdikçe başkasını
kendini bulur
ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur
suretten surete süründürür aşk seni
hayat dediğin bir gün anlamak
geçtiğin yollarin kıymetini
bazı kalplerin kaderidir aşk
ne dua beddua ne tövbe yemin
nafile pâzu boşalmış kıymet
nice yazsan korunduğun gövdeye
tabiatta olmayan kelime
nasıl karşı koyabilir
tabiat güçlerine
bin kere inkar ettim
bin kapıda yenildim
aşk bin kere
bin kere ayrılık
dediğin sema adımları
kültürel miras genetik şifre
tenimde
açılan vahdet yaraları
tutulduğum suretlerden
geçtim gittim
kaderin önünde koşarken
yeni suretlere
bin kere
hakikatım marifetim yadigarım
kalbini bende sınamışlar için
adadığım divanım
ömrümü hayat yapan bütün erkeklere
bir kere olsun unutmak için
beyhude
bin kelime!
RETİME
Bir yola çıkarken neleri almadık yanımıza
Bir yangından neleri ilk kurtarmadık
Nerede çürüttük
Bir zamanlar her şeye kanan kalplerimizi
Yerini bulmamıs incelikler, bozguna uğramıs düşler,
Atlanmış serüvenlerle hangi hayatların yanından geçtik
nerede yitirdik
erken itiraflar
ergen isyanlarla
bir korsan gibi yasadığımız gençliğimizi
Büyüdük, büyüdük sandık
Kaybetti bazı şeyler artık önemini
PERDAH
bir sen kendini eskisi gibi hatırlıyorsun
başak kapıları açmıyor söylediklerin
kendinden eksilttiklerini
hayat koymuyor geri
dünle konuşuyorsun
tüylenmiş öfken, için acımış
sıkıntı çoğaltmıyor kimseyi
izlerini siliyorsun kendini yinelerken
hatırlamaktan göremiyorsun şimdiyi
aldığın yaş katettiğin yola denk değil
dünyaya bunca acımasız gözlerin
kendine kapalı bir tek,
olgunlaşmadan çürüdüğünü bilmiyorsun
bunca tükenmişken yıldızların
gecen çekiliyorsun
içindeki koyu is, yağlı bölge
kırık hayal parçaları
yenilmez gevşeyeni
yüzünün perdahında
denediğin usturalar
geri getirmez seni
bütün bunlar
herkes kötü, dünya fena
sonumuz geldi diye değil
öğrenmen gerekenleri
zamanında öğrenmediğin içindir
bir erkeklik mesleğidir perdah
zaman çekilen suları bilir
zamanı geldiğinde
kalmak için çekilmek gerekir
FAY
kaç kişiyim bu yalnızlığın ortasında
bir boğa, bir leopar
Arena ve Opera
İyot ve Rüzgar
Arsenik ve Sözcükler arasında
yüzüm çalılıklarla kaplı
aralayan gözüpek avcılar
için parslar geziyor kuytularında
iyi yürekli bir canavar saklanıyor
yazdıklarımın ve yüzümün
satırlarında
kendim için büyük bir tehlikeyim artık
ilerliyorum
içimdeki yer çatlağı boyunca
ATLARIN YAĞMASI
en güzel serüvenlerimizin gemilerini yaktık
perişan ayaklarımızda yağmur sesleri çılgın
saçlarımızdan kaçan dağınık ordulardık
gözlerimizde paslı kilitler huysuz
öperken korkunç
sağır dudaklardık
sağır dudaklarımızla uzun soluklu yağız atlardık
yağıyorduk korkusuz
ASTAR
Şimdi çalışır durumda görüntü katmanlarımız
Neyle astarlanırsan yanmayız yüksek fırınlarda
Saçlarımız kızıl pas, dilimiz kayış
Deltalara yağan yağmurlarda
Islanmadı içimizin cam yünü
Kurgusu kaderine terk edilmiş oyunlardı
Parçalandı dağıldı
Bir zamanlar her şeyi bir arada tutan
O büyülü mıknatıs
Hayatımızdaki her figür çıktı yerinden
Şimdi bu yeni gözlerle
Görmek ve alışmak
İçimize durmadan akan onca yıl
Sığa çıkmış çökelti
Her birimizi başka biri yapacak
ŞEBEKE
Aynana baktım.
Kenarında resminin durduğu
Senin yüzünü kendi yüzüme yakıştırdım
Kullandım bakışlarını, diş fırçanı, donlarını giydim
Okudum bütün mektuplarını
kitaplarını, defterlerini
anılarını parmak izlerime geçirdim
Talan ettim geçmişini, inin yağmalandı bittin
Şebeken artık bende
Şimdi tenini tenimle değiştirmeye geldi sıra
SADAKLAR
Onlar ki bir zayıf vaktini beklerler,
Öğren
Dört mevsimden geçmemiş arkadaşlıklar
Kırılmış fanus, kararmış tılsım
yürekleri sadakları kadar zengin değilmiş
Birlikte gittiğimiz yollar
Başka haritalarda kaybolurken
Öğretirler
aynı değil kalpte biriken zaman
sırtlarda ne çok ok birikmiş
kılıçsız kalkansız arkadaşlıklarda
savunmasızlığı tek savunma olan
doksan dokuz yaradan
bir ad bile vermezken
kör inanç, kayıp gece, boşalmış mushaf
uzanır elleri sadaklarına
başkasının gizine nisan yaşayan
inceok inceok önceok
ne toprağın teninde ürperen hayat
bunca aşk bunca anı bunca kalp
gün gelir yalnızca bir ince ok.
PUHU
puhu
yürekte gidenin ayak sesi
ağır dönen kilit
görünmez hayvanını yatıştıran
mimozalı gölgeler
sularda dünyanın batışı
cama vuran,camına vuran
kapısı çekilmiş evler
loş pencere,kör kapı,puhu
sokakta oynayan için bekliyor camdaki gölgen
kalendeki mürekkep
uzayınca sokak silinir onun için gölgen
ya da sen silinirsin
aynı puhu ama şimdi her şey daha uzak
MİKA
Gökyüzünde yapıştırma bir yıldız
Şimşekler ormanında
Bir tek yıldırım
Selofan yağmurlardan sonra
Yine patinaj
Çekimine girdiğimiz
Manyetik alan
Dağılıyor elyaf ve aşk
Sezon değişiyor
Parabolik aynalarda
Başka bir set kuruluyor
Yepyeni bir dizayn
Işıl ışıl göz alıyor megastar mikalar
Klip hızında karton film derinliğinde
Bir marka gibi yaşanıyor aşklar
Merkezi sistem yönetiyor ayrılıkları, açıklamaları
Acı yok. Can yakmıyor tuzla buz olsa da
Dağılmış mika parçaları
Kesin çözüm
Acele servis
Buyrun, siz ne arzu etmiştiniz?