FOL
Hangi kapıdan girsek
bir üçgen kuruyoruz seninle
ikimiz sığamıyoruz bu odaya,
bir fol düşlemek gerekiyor
kesintisiz ötekine. Uzaktaki
bir dost, yakındaki bir eşya,
içimdeki kangren yaklaştırıyor
kafandaki duvarı kafamdaki
duvara: Ne yapsak toplanıyor,
benden çıkartıyoruz bağrımızdaki
seni.
Le Rouge et le Noir: Aradaki romans
farkı bu. Üşenmesek yakmaya sobayı,
bir çay demleyebilsek uzun kıvrak
geceye, huysuz uykusuz sevinebilsek
ikimizde azalan kırbaçsı yalnızlığa…
Şimdi kar yağsa, üşüyorum desem,
eldivenim atkım olur musun?
YÜZLER , ALTI
Onca çil, yaz güneşi.Mat tenin gözenkleri
tuzlu su yollarına açık, gözleri balkıyor
çıkarır çıkarmaz gözlüğü: Bir kahverengi,
bir yeşil.Bu gri kök saçlar, bu çizgiler
başlangıcı ve sonu belirsiz bir haritadan:
ifadeden ifadeye koşan SİHRİLİ AYNALARDA
görünüp kayboluyor acı, hasret, arı pamuk tutuşmaları.
Kalın bir sözcük sizin yüzünüz okumayı bilsem
ALBİNO
kaç gece kaç gün geçti bilmem;
bembeyaz denizin üzerinden uçarı
bir kabuk, uzun, arşa yükselen
albino dalgaların savurduğu kör
bir lekeydim: yorgun, korkusunu
çoktan terketmiş, hem iki boşluk
duygusu arasında sonsuz kuş, hem
kuyunun dibinde soluksuz karanlık
hayvanı, bekledim, kaç gece kaç gün
geçti bilmeden çoktan geçmişken
kendimden an geldi koptum hepten,
çekildim uzaktaki bir noktaya doğru,
içimden geçen eksen mi kırılmıştı,
gövdemi tutan yay mı oynamıştı
kökündeki yerinden bilemedim:
kaçıncı gecenin sabahıydı doğmadı
güneş, bana gönderilen tufanın
ardından gelen siyah bir gündü, uyandım.
ULAK
Yıldan yıla geçerken
hikâyeler topladım evlerde,
çıkından çıkına doldum taşırdım
hiçbir yere sığmayan
ölüm dirim haberlerini,
çıkamadığım yokuşları
bağışlıyorum giremediğim
çıkmazları : Doydum
gezdiğim caddelerde
kovandan kovana delik deşik
götürdüğüm uğultulara.
Bir kül ki boşuna : Ben
unutsam, kimse hatırlamaz.
Belki de yenilenmeli ağaçlar.
Boyalar devşirilmeli
mevsimin yapraklarından,
haşarı erguvandan.
Yepyeni fırçalar alınmalı çarşıdan,
insan eliyle germeli bezi tahtaya :
Herkes kendine görülmemiş
bir düş aramalı.
Sen, penceredeki suskun kadın :
Hayatımda ol, kal, öl, istiyorum.
ÇİFT
Pus, sis, alaca
bir tesbih saatler,
çeviriyorum.
Bir düğme açıyorum yakamda,
bir başka düğme kapanıyor,
çıkıp yürüyorum
nisandan nisana doğru.
Düşüyor işte dilimdeki tetik
ve havaya çiziyorum
sesleri, sessiz harfleri
bomboş bir çiviyle.
Bir düğme açıyorum yakamdan,
bir düğme daha açıyorum:
Tutup kökünden söndürdüğüm
geceye fırlıyor
apansız
bir kuş sürüsü.
Kedimin gözleri
gecemi aydınlatıyor.
SÜMELA
(bir kaç önsezi)
Trabzon: Yıllardır içime gömdüğüm
kaçak sevdaya hem büyütüp hem
korkarak yataklık eden nefti
düş: Sindiğin taşa bakıyorum da
inanılmaz, ürpertici bir duyarlığa
açılıyor kurumlu dünyam.
Hep yola çıksam, ara konakçılar gibi
biriktikçe düşsem kayıttan dilimdeki
yılgi ağusunu, sisli bir tren uzadıkça
uzasa iki tepe arası piyano çalsa
Alfred Brendel, bir bükülüp
bir kırılmasam.
Birlikte boğulurum içimdeki keşişle,
atsam ayağımdaki demiri erinçle:
Ben ki karşilarim kendimi indiğim
her tekneden, silinir mi durur mu
adresin.
KAYNAK MESELİ
Ağacı derisinden sıyırıyorum.
Bir iklim gelgiti içinde gelişiyor
günün çıbanı: Kor siyahın bünyesinde
çoğalıyor meşin derin deri izi.
Bu neşeyle kanı denetleyen
yaşlı çocuk umutsuzluğa çiziyor
etin eksenini.
Coşuyor, ürküyor belki, usulca
yayılıyor ateşin, yalımın katsayısında.
Soruyor:
Güneşin sızdığı çatlakta mı ışık?
Başka bir kaynak mı
yarımadadan suya doğru
başınabuyruk?
Bilinmeyen onuruyla karşılaşıyorum
keskin anların. Tenha gün
gecenin girdabından
açılan pencerede patlıyor.
Ağrı taşıyorum uslu ve usta,
büyüyor, taşıyorum
göksel iliğinden kırmızının.
SAHİCİ SANRI
Sabahın eşiğinden devriye gözüm
karşı tepeye hafif, uçarı bir hızla
süzülürken vurkaç bir duygu tırmanır
sırtıma: O mor, etli ışığın içinden
madde kıpırdayacak sanırsın.
Güzel yağmur, kıvrak yağmur: Duru
bir sevda sonrasına kilitle beni.
EDİP CANSEVER İÇİN REQUİEM
Sizin için kokladım gülü,
durdum
yürüdüm
düş tutup uyku kırdım
sizin için
baktım
bakılmaması gereken anda
bakılmaması gereken birşeye,
sizin için susadım ve içtim
bu gecikmiş kanı,
bütün çanlar sustuğunda
sizin için dokundum
çoktan terkedilmiş bir kampanaya
diktiğim selvi
kurduğum saat
kırdığım bardak
sizin için
FANUS
I
Bu güller benim için mi açıldılar,
Bu güller sizden bana açıldılar
delindi ufkumun karanlığı, günüm
gecemi eritti baştan uca, üstünde
bir fırtınaydı bana kanat geren,
tenimdeki bulutlar esmer, içimdeki
kem taş paramparça : Bu gülün
durmadan, elim yüzünüze görülmemiş
bir cennet çizsin : beni kendinize
Âdem seçin.
II
Pencereniz sıkısıkıya kapalı, kapınızda
Dilini kimsenin sökemeyeceği bir sürgü,
Kokunuz damarıma dayanmış kama, süngü
Bakışınız bana erişecek olsa, dilinizden
kan toplasam, göğsünüzden bahar ve yaz,
kasıklarıma sağanak, inin, kasıklarınız
loş inim, bir dokunsam : Açılsanız ağır
ağır : Hayat ağır, Ölüm uğrayıp doğru
zamanı kolluyor hep, ikisinin ortasından
çıkın gelin çıkagelin : Beni kendinize
bakır tenli at seçin.
III
Benim bahçem nicedir yekpâre çöldür,
Tohum olup düştünüz : Tek tek her kum
Tanesi rüzgârı denedi, döndüler havada,
rüzgâr onları savurdu, gittim kentlere
ektim ruhumu : Kederim tuttu topraklar.
Döndüm geldim buraya, sizden bir serap
doğmuş – ben gayrı ayrılmam kendimden,
güneşim akrepler için gurur, gecelerim
yıldız takımadaları, kapanırım üstünüze
derin fanus, soğuk sıcak kesilir : kendinize
beni büyük Prens seçin.