DAHİ-İ TECEDDÜD’E

Mart 27, 2007 at 1:16 am (Abdülhak Hamit Tarhan)

Büyük gazâ, büyük zafer bu inkılâp!
Büyük gazâ tagallübe…
Büyük zafer taassub u teseyyübe
Gazâ-yı Mustafa Kemal

Evet, cehalete ilmin bu bir büyük zaferi.
Cihan – şümül olacaktır onun bu şaheseri!
Yarın bu seyre denir kahramanların seferi…
Kuvâ-yı Mustafa Kemal
Dehâ-yı Mustafa Kemal!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Makber’den:

Mart 25, 2007 at 10:39 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Gördüm yüzünü türâb içinde,
Geldim, aradım kitâb içinde.
Bir hâb gelir o, dîdeden dûr,
Gitti diyemem mezara ol nûr.
Bu sıfr nedir hisâb içinde?
Erkam ona inkılâb içinde.
Bir hîçî-yi zî-vücûd, yâhud,
Bir kabrdır ıztırâb içinde.
*
Yârimdi o, yoktu bir rakîbi,
Olmuş idi ruhumun tabîbi.
Şimdiyse elimde yok ilâcım,
Lâkin onadır hep ihtiyâcım.
Urmak neden böyle bir garîbi?.
Gurbetlerinin bu mu akîbi.
Ben bari türâb olaydım evvel,
Mâdâm türâb imiş nasîbi…
*
Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben?.
Ayrı yaşayım mı sevdiğimden?..
Verdin bana böyle bir musibet,
Ettin beni düşmen-î muhabbet.
Yâ bir kulu sevmiyor musun sen?.
Yâ böyle ölüm değil mi erken?…
Hiç bulmamak üzre gaaib ettim,
Mecnun gibi ben onu severken.
*
Allaah işini gör ey birader,
Etmez mi bu iş beni mükedder…
Lâkin ne mükedder, âh sorma!..
Kimdir, kim o bî-günâh? Sorma!..
Olmuştu yetimlik mukadder,
Bilmezdi nedir pederle mâder.
Bil sinnini : yirmi altı var, yok;
Tut, sonra anı mezara gönder…
*
Mir’âtı mıyım celâlinin ben?…
Yâ aksi miyim cemâlinin ben?…
Benden bu cihan ne anlar, eyvah…
Me’yûs ederim ukulü billâh…
Bir lâfzı isem mealinin ben,
En çirkiniyim zılâlinin ben.
Cilven olamaz mı tâm bensiz?…
Noksanı mıyım kemâlinin ben?…
*
İnşân olamaz zevale kail;
Zîrâ yaşamaz o hâle kail.
Gökte başı, zîri çâh-ı esfel,
Hep kendini aldatır o muğfel.
Gafletle olup muhale kail,
Olmam bakın irtihâle kail.
Kaldım, yaşarım cihanda tenhâ :
Â’mâ gibi bir hayâle kail.
*
Bildir nereye uçar gülüşler?
Feryâdlara olur mu bir yer?…
Zahir neye böyle ye’stir hep?
Bâtın neden böyle hande-ber-leb?
Ben zâir ü sen defin-i makber,
Gel bir soralım bunu berâber
Çıktın mı huzûr-i Kibriya’ya?..
Bildin mi nedir o Tıfl-ı Ekber?..
*
Ma’sûm ki râzdır bükâsı,
Ma’sûm ki handedir likası,
Gehvâresi şâdmân-ı matem,
Bâzîçesi inkılâb-ı âlem;
Ma’sûm ki yoktur intihası,
San, kendisi kendinin Hüdâsı;
Etmişti seni o Halik i nâz
Fikrimde vücûdunun ziyası..
*
Akl olma ile kasîr ü mahdûd
Hâriçte kalan olur mu merdûd?.
Ger yoksa anı kabule esbâb,
Redd etmeğe de görülmez îcâb.
Ben ruha nasıl derim ki mefkuud,
Hissettiğim iztırâbı mevcûd.
En doğru delîldir bu hicran.
Bir bâb durur ukule mesdûd.
*
Bu makberedir o baba makdem,
Bilmem ne duyar girince, âdem?…
Sûzişlerimin budur esâsı,
Hep şübhelerin bu en fenası.
Benlik acebâ kalır mı ol dem?
Sönmüş erimekte nûr-ı dîdem.
Ben gözler idim bu hâli ey yâr
Senden daha çok zamân akdem…
*
Kılmazsa bugün sebat bir şey,
Olmaz mı bu hâdisât bir şey?
Kâzibse seher, hayâl ise şeb,
Encüm sayılırsa sıfr der-çeb,
Nisbet ölüme hayât bir şey;
Nisbet ebede memat bir şey.
Bir şey yoğise buna müsebbib,
Elbette bu kâinat bir şey.
*
Mâdâm ki anda dâhiliz biz,
Dönmez ki hayâl-i zailiz biz.
Görmekte büyük, küçük müsâvât,
Bu silsileden çıkar mı emvât?…
Zahirde fenaya mailiz biz,
Ma’nâ-yi fenayı câhiliz biz.
Âlem ne olursa biz beraber,
Âkilsek o hâle kailiz biz.
*
Farz et ki zevaldir hakîkat,
İnsan niçin olmasın muvakkat?
Olmazsa bu hâbtan o bîdâr,
Dâ’vâda olur mu hakkı der-kâr?…
Yoktan bizi vâr eden bu fıtret.
Vardan da yok etse haktır elbet.
Biz anlamadık ki ibtidâyı,
Mahkûm ola indimizde gayet.
*
Zî-rûh fena bulur, iyândır.
Ru’yâ denemez, cihan cihandır;
Vermez, görürüz zevahir ümmîd,
Baksan yine bizce zahir ümmîd.
İşte bu ümîd kim nihândır,
Bakîliğe belki bir nişandır.
Yok, yok, şunu anladık biz ancak :
İşte bu cihan, bu asumandır!..
*
Etmeklik için Hûda’yı iz’ân
İnsan ne demek, bilir mi İnşân?..
Mümkün mü o Kibriyâ-yi Mutlak,
Mahkûm-i hayâl-i âdem olmak?..
Ne akl bilir onu, ne vicdan,
Tahdîd çıkar ne dense noksan.
Biz hükm edelim ne zumdur bu!..
Hiç mehkemeye gelir mi Yezdan?.
*
Yok., bunda azâbtır âzâbım;
Ru’yâ olamaz hayâl ü hâbım.
Hilkatte abes ne var ki olsun
Bir emri tehî bu kalb-i meşhûn?..
Her şeyde hatâ ise hisabım,
Muhtî olmaz ya ıztırâbım
Raks etmeğe hiç degâ müşabih
Bir hayye gibi bu pîç-ü-tâbım.
*
Lâkin o zaman dönüp derim ben :
Dünyâyı ben istedim mi senden?..
Bildim mi ki hep sitem var onda?..
En sonra da bir adem var onda?…
Feryâdlarım demekse şîven,
Feryadı veren değil misin sen?…
Bir yâreli eylemez mi feryâd?..
Karşımda nedir benim bu medfen?.
*
Âlem, diyoruz, hayâldir hep,
Gördüklerimiz zılâldir hep;
Ta’bîr-i diğerle.hepsi hiçlik,
Hiçlik ise hepsidir kezâlik.
Bir hîç ki Hakka dâidir hep,
Pür kudret-i Zü’l-celâl’dir hep.
Her hâlde mevttir hakîkat,
Ahvâl-i beşer o hâldir hep.
*
Nerden geliyor gumüm?…
Bilmem!. Nerden kılıyor hücum?..
Bilmem!.. Âsâr-ı gazab görüp semâda,
Titrer durur ellerim duada.
Ru’yâ göremem, nücûm bilmem,
Dünyâya nedir lüzum?.. Bilmem!.
Dinler yeri, kalkarım havaya,
Her suda alel’umûm : Bilmem!…
*
Tâbut!.. inkılab-ı hamuş,
O Ser-hadd-i revân u akl-i medhuş.
Tâbut!… O harabe-zar-ı ümmid,
Tâbut!… O iğbirar-ı cavid.
Tâbut!… O zıll-ı haşr-ber-duş,
Tâbut!… O mevti cuş-ber-cuş.
Sarmıştı o ruha çar-balin,
Ben açmış idim memata aguş.
*
harâbe-zâr-ı ömmîd,
iğbirâr-ı câvîd. zıll-ı hâşr-ber-dûş,
mevt-i cûş-der-cûş.
ruha çâr-bâlin,
idim memâta âguş.
*
Artık çekemez gönül bahân,
Sevmez bu nesîm-i hîle-kârı.
Allaah için ey sabah, gülme!..
Ey çehre-yi inşirah, gülme.
Ejder sanırım bu cûy-bârı,
Bir taze kız anlarım çenârı.
Geh âlemi bir mezar, geh de
Cennet görüyor gözüm mezarı.
*
Yerden bite gayri meh-likalar,
Taşlıkları okşasın sabâlar.
Yâ Rab, bana ıztırâb lâzım,
Her şeyde bir inkılâb lâzım.
Gökten yere düşmeli dualar,
Baştan başa yağmalı belâlar,
İhlâl-i sükût için savâik,
Heykeller, ilaheler, hüdâlar
*
SafiI semevâtı cây edinsin,
Teşhîr olunup ecel tepinsin.
Bin velvele, bin kıyamet olsun;
Bin zelzele bir inayet olsun;
Mahşer tozarak mezara binsin,
Çarpıp küreler kırılsın, insin;
Yağsın nesi varsa kâinatın…
Lâkin bu derin sükût dinsin!…
*
Yâ Rab, bu gece yılan mı yuttum?.
Şeytan mı yedim, perî mi tuttum?..
Zihnimdeki fikri belledim yâr;
Karşımdaki zilli anladım vâr!..
Yazdıkça mürekkebi kuruttum;
Her bir sözü kendime okuttum.
Allah’a benim gözümde burhan…
Bir şey diyecektim âh unuttum!..
*
Hep hâk değil mezâr-ı dil-ber,
Nisyân olacak ikinci makber.
Nisyân!… O esfel-î mekabir,
Nisyân!.. O maktel-î eklbir.
Bir diğeri de bu kalbi muğber;
Zîrâ o da hâk ile beraber,
Uçmakta mezârdan mezâra,
Cânân, o firişte-yi sefer-ber.
*
Andıkça seni büyür hayâlim;
Bir fecr-i azîm olur leyâlim.
Nâmın ne kadar enîs-i candır?..
Feryadım ile sana revândır.
Allah.. derim, gelir mecalim;
Allah.. derim, biter zevalim.
Tahriki ile uçar bu savtın,
Gamdan ne kadar kırılsa bâlim.
*
Allah’a yakınsın ey Muhammed!..
Ey akl-i muazzam ü müebbedi..
Allah’ı bize sen ettin i’lân;
İllâ bize yoktu râh-ı îmân.
Çok reh-revi etse de mukayyed,
Yollar görünürdü pek muakkad.
Sen Asr-ı Saâdet’inle geldin;
Hakkıyle o gün bilindi! maksad.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Bir Vaize Bir Mev’ize

Mart 25, 2007 at 10:37 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Ey beşer çehreli hayvan, heyhat,
İlm ü irfan iledir zevk-l hayât.
Onu hiç kullanamazsan nâdân,
Neye vermiş sana nutku Yezdan?
Yoksa zâtınca hayâtın hükmü,
Ne olur bizce O Zât’ın hükmü?
Neye geldin bu cihâna, söyle?
Düşünüp durmak için mi böyle?
Kimseye fâiden olmaz şunda.
Ya niçin mâiden olsun bunda?
Maksadın görmedeyim azm-i cinân,
Ya niçin eylemedin terk-i cihan?
Âhirette arıyorsun her ân,
Burada yok mu sanırsın Rahman?
Nef’-i ukbâyı edersin tafdîl,
Buna mâni’ mi teâvün, tahsil?
Kisb-i dünyâya bulursun tezyîf,
Sana emr eyledi mi şer’-i şerîf?
Vatan ü milleti bilmem dersin,
Ya niçin kendine âdem dersin?
Halk için hubb-i vatan îmândan,
Sence şer’î mi değil hubb-i vatan?
Neye dersin, o diğer ma’nâdır,
Yâni mazmûn-i vatan ukbâdır?
Çünkü hep cennete gönlün meyyâl,
Ne İçin gaile-î ehl ü iyâl?
Vatani zahiri sevmezsin sen,
Ne demek hubb-ı mahall ü mesken?
Görürüm hâl ile kaalin medhûl,
Sence ahkâm-ı şerîat mechûl.
Sun’unu eylemiyorsun teslîm,
Bu mudur sence Huda’ya tâ’zîm?
İyi halk ettiği şey ukbâda,
Böyle va’z etmedesin efrada.
Bize hep kahrını ettin izhâr,
Bu mudur rahmet-i Hakk’ı ikrar?
İyiden hâlî ise rûy-i zemîn,
Nasıl ettin iyi şey’i tahmin?
Görmesen fark edemezdin kendin,
Onu dünyâda görüp öğrendin.
Öteden gelmediğin pek derkâr.
Ki bunu eyleyemezsin inkâr.
İnanır sözlerine mağbûnlar;
Hakk’a bühtan mı değildir bunlar?
Bir nefes tevbe kılıp abd-i hazîn,
Bunca isyanı ede afva karîn.
İyi fark etmez isek nîk ü bedi.
Bize eyler mi azâb-î ebedî?
Sözlerin hep o azaba dâir,
Anladık kahr eder, Allah kadir.
Sözü yok onda olan gufranın.
Yok mudur mağfireti Rahman’ın?
Azıcık ma’deletinden bahs et,
Lûtf ile merhametinden bahs et.
Olamaz, sen ne kadar haykırsan,
İntikam alması Hakk’ın kuldan.
Aldırır, gelmek için hak yerine,
Birinin sârim dîğer birine.
Bil ki Hallâk-ı Cihan rahmandır,
Her ne halk etmiş ise ihsandır.
Cümle âsârı güzeldir, hoştur;
Âleme boş dediğin pek boştur.
Yalınız âbid olaydı inşân.
Görülür müydü cihanda ümran?
Dediğin yolda gideydi her bâr,
Bulunur muydu bugünkü âsâr?
Âdem etmezse bina vü i’mâr.
Sen ne kâşane bulursun, ne mezar.
Bunda har şey’i desem şayandır.
Yaradan Hakk’sa, yapan İnsandır.
Medeniyyet ne, diyorsun, bilmem;
Medeniyyet yaşamaktır, sersem!
Hazret-î Âdem’i fikr et bârî,
Serde var mıydı anın destan?
Acebâ var mı imiş herkese sor,
Hazret-î Nûh zamanında vapor?
O zaman posteki, yaprak giyerek,
Meyve yoksa mazı, buğday yiyerek;
Galibâ olmadığından çok taş,
Ederek dâim ağaçlarla savaş;
Toprak altında bütün meskenler,
Kılarak tekne ve sallarla sefer;
Cezbe-yî cerbezenin müncezibi.
Senden örnekler alan zümre gibi,
Ba’zı âdetleri ya’nî görenek
Nev’-i hayvandan alıp öğrenerek,
Bunda imrâr-ı dem eylerler idi;
Sonunu onlara kim söyler idi?
Bir terakkî ile gitmiş her şey;
Ya’ni her âdet ü her söz, her re’y.
Sonra bulmuş bu kemâli âlem,
Eser-î kudret-i nev’-î âdem.
Kim çıkarmış yer içinden ma’den?
Neler olmuş, bak, o ma’denlerden!
Olamazdı dese bir ehl-i vukuf,
Volkan olmazsa maâdin mekşûf.
Meselâ saikalar Rahmân’ın,
Çâre-yî defi fakat inşânın.
Siper-î saika, seyyâle-i berk,
Hem de keştî-yi havaî bî-fark.
Mahv ü îcâd, eser-î Azze ve Celi.
Şübhe yoktur, gelir emriyle ecel.
Ya, demir yollara var mı diyecek?
Götürür şark ile garba yiyecek.
Gerçi Kudret’ten eder istimdâd,
Kılmış insan dahi çok şey îcâd.
Bunlar etseydi de mâzîde zuhur,
Kayb olup sonra olaydı mezkûr,
işitince ya inanmazdık biz,
Ya onun hepnlnn dardık mu’riz!
Bunların cümlesi el’ân meşhûd,
Cümlesi tecrübelerden mevcûd.
Eser-î gayret-i âdemdir hep
Servet ü rahat ü ikbâle sebeb.
Sen de İslâm’a dilersen hizmet,
Sa’y ile gayret ü ikdam öğret.
Halka bildirme bu dünyâyı kerih,
İlm ile ma’rifet eyle tenbîh.
Sence matlûb değilse rahat,
Bize çektirme azâb ü zahmet.
Düşünüp ömrümüzün gayetini
Nefsinin istememek râhatini,
Vatan ü milleti kılmak nisyân,
Kendi beytinde bulunmak mihmân,
Hep ibâdetle geçip rûz ü şebi,
Yine de gayrıdan olmak talebi;
Sence meşru’ ise bunlar, pek şâz,
Edemez kimse bu emri infaz!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Tenağğum

Mart 25, 2007 at 10:36 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Ne hoş eyler muhabbeti ta’rîf
Şu garib bülbül âşiyânında
Ben de gûyâ idim zamanında
Âşiyânımdı bir nihâf-i zarîf

Gezdiğim demde gül-sitanlarda
Beni yâdındır eyleyen taltîf
Duyarım nefhanı hafîf hafîf
Rûzigâr estiği zamanlarda

Aksinin mihridir tenevvür eder
Âb-ı çeşmimde, ka’r-ı canımda
Dağlara aks eden figanımda
-Seni sevdim- sözü tekerrür eder

Berf-pûşîde kûh-sâr üzre
Nur saçıp âf-tâb-ı subh-ı besîm
Sırma kâküllerin eder tersîm
Zîb-i düş ettiğin karâr üzre

Şu sehâb-î sefîd-i penbe-nümûn
Görünür ferş-i izdivaca nazîr
Âteşin câmesiyle bedr-i münîr
Şeklini arz eder senin Tomsun

Gözümün uçtu gitti tâb ü feri
Hâb-ı rahat gibi figan figan
Vechi dîdemden olmasın mı nihân
Ki değil merdüm-âşinâ o peri?

Kıldı hicran ikaamete me’nûs
Beni vahşî gibi yabanlarda
Gördüğüm rahatı çobanlarda
Belde halkında görmedim efsûs!

Oldu şeb-gîr zulmet-î hicran
Seyr edin kerHkeşân-ı eşk-i teri
Cisminin ayrı ayrı zerreleri
Yâd edip gün yüzün olur sûzân

Âşıkın muhrikaane güfteleri
Cismini eyler ol gülün lerzân
Gülnihâle nesîm olunca vezân
Nice tehzîz ederse berk ü beri

Ne füsun eyledi aceb devrân
İhtiyar etti meh-veşim seferi
Uçtu mânend-i-kevkeb-î seheri
Gün gibi her sabah olurken iyân

Âsumân ey fezâ-yı âyine-sâ
Mutlaka aks-i rûyudır – şu kamer
Sath-ı tâbânı ki verir zîver
Nerdedir nerde sevdiğim acebâ

Mesken oldu bana şu sahralar
Gezerim sû-be-sû tek ü tenhâ
Yerde, gökte beğendiğim eşya
Arz eder vechin eyledikçe nazar

Bana her zevkten gelir şîrîn
Elem-i hasret ü gam-î firkat
Ya visalinde bulduğum lezzet
Olunur mu lisân ile tebyîn?

Geceden berf-pûş olan eşcâr
Neşr-i envâr edince mihr-i cihan
Nitekim câmeden kalıp üryan
Eder evrakını bütün İzhâr

Açılır tal’atin görünce hemân
Kalb-i zârımdaki gam-î muzmer
N’ola kılsa vücûdumu en-der
Açılıp bağtaten şu hâk-istân?

Bir kıyâs olsa bu dil-î şeydâ
Şu akan nehrden musaffadır
Gam-ı hicran içinde peydadır
Bir neheng-î gürisnedir gûyâ

Fevt edip takatimle kuvvetimi
Nûş eder hûnumu revân benim
N’ola hâlim âmân âmân benim
Kime arz ey leyim şikâyetimi?

Aldığım nâme-yî siyâh-lika
Za’f ile çektiğim şu bâr-ı keder
Mutlak eyler beni adîm ü heder
Verse de nâmıma cihanda beka

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

BİR SEFİLENİN HASBIHALİNDEN

Mart 25, 2007 at 10:30 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Ne idim ben, ne tabii bir kız
Belki sahrada rebii bir kız

En büyük zevkim, ümidim, neşem
Kırda seyran idi, her gün, her dem

Düşünürken o büyük sahrada
Beni hâk eyleyeni tenhada

Duruyorken hareketsiz, sessiz
Yere inmiş göğe benzerdi deniz

Aksi tekbir ile dolmuş dereler
Secde eylerdi bütün meşcereler

Şebi mehtap doğar aynı şafak
Her taraf nura olur müstağrak

Akıyormuş gibi her suda hayat
Yüzüyormuş gibi hep mahlukat

Uçacakmış gibi eflake zemin
Halden, mazi ile atiden emin

Mutmain şevk ile soldan, sağdan
Bir şataretle inerdim dağdan.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

İÇİMDE SEN

Mart 25, 2007 at 10:30 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Nihal’ e

Yine gece, yine hüzün
Ve yine içimde sen
Ve yine biliyor musun?
İçimde sen olunca hüzün de güzel

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

İSTANBUL DÜŞMAN İSTİLASI ALTINDA İKEN ÇAMLICA’DA

Mart 25, 2007 at 10:29 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle iyan et bana, ilhâm ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin
Bir sâha-i nilî.
Ey neyyir-i leylî,
Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
Bir şeb ki, zîrinde küsûfun,
Seyrangehi olmakda tuyûfun.
Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl.
Bir âh-ı müebbed.
Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl,
Ey şi’r-i muakkad
Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli
Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun.
Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b;
Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

ŞAİR-İ AZAM

Mart 25, 2007 at 10:28 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Mevki Viyana
Bir darbe-i ma’kus ile düşmüş o yana
Hep tersine dönmüştür onun giydiği şeyler
Hem bid-defaat!
Onlarla yatıp kalkar imiş kendisi söyler
Vaktiyle bütün Pul’da yapılmışsa da heyhat!
Cümlesi solmuş.
Vaktiyle siyah, şimdi fakat yemyeşil olmuş
Bir paltosu vardır.
Tek gözlüğü vardır, geceler kandilidir o.
Ya rab ne hayat!
Cepler delik az çok
Lakin ne zarar var ki delikten düşecek yok.
Bir korkusu vardır
Meyhanelerin saat-i tatili pek erken…
Bir kirli paçavrayla gezer
Mendilidir o.
Lastikleri bir başkasınındır ki yürürken
Durmaz ayağından çıkar ekser…
Serpuşu ne festir, ne külahtır, ne sarıktır
Kalpak da değildir
Bir şapka mı, haşa. O onun kendine mahsus
Bir başka şekildir.
Keşkül gibi bir şey…
Milliyetini farık olan yok, soruyorlar:
Kimdir bu alamet, bu musibet, ne kılıktır.
Ürkütmeyelim sus…
Bir kahkaha, bir av’ava kopmakta peyapey
Bazen de müheyyâ-yı tasadduk duruyorlar.
Zül farkına bir zam!
Ancak biri vardır, ona der: Şair-i Azam!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

MAKBER

Mart 25, 2007 at 10:27 pm (Abdülhak Hamit Tarhan)

Eyvah ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden
Ben gittim o haksar kaldı
Bir köşede tarumar kaldı
Baki o enisi dilden eyvah
Beyrutta bir mezar kaldı

Bildir bana nerde nerde Yarab
Kim attı beni bu derde Yarab
Nerde arayayım o dil rübayı
Kimden sorayım bi-nevayı
Derlerki unut o aşnayı
Gitti tutarak reh-i bekayı

Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu macerayı?
Sür’atle nasılda değişti halim
Almaz bunu havsalam hayalim.

Çık Fatıma! lahteden kıyam et
Yanımdaki haline devam et
Ketn etme bu razı öyle bir söz
Ben isterim ah öyle birsöz
Güller gibi meyl-i ibtisam et
Dağı dile çare bul meram et
Bir tatlı bakışla bir gülüşle
Eyyamı hayatımı temam et

Makber mi nedir şu gördüğüm yer?
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber

(Bu şiiri ilk eşi Fatma Hanım’ın
Beyrut’ta ölümü üzerine yazdı)

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.