RABBİNİ BİLİR MİSİN?

Nisan 26, 2007 at 8:24 pm (şiirlerle menkıbeler)

Üç gün üstü üstüne, hiç yemek yememişti,
Dördüncü gün evinden, bir çıkayım demişti.

Yolda altın bir para, ilişti gözlerine,
(Birinden düşmüş) diye, almadı onu yine.

Sonra baktı bir koyun, geliyordu ilerden,
Ağzında altın para, gelip durdu âniden.

“Başkasınındır” diye, ona ilişmemişti,
Koyun dile gelerek, ona şöyle demişti:

“Senin kulu olduğun, Allahın kuluyum ben,
Rabbinin gönderdiği, bu rızkını al hemen.”

Aldı Veysel Karânî, o altını mecbûren,
Sonra baktı o koyun, kayboldu göz önünden.

Buyurdu ki: “Allah’ı, tanırsa biri şâyet,
Gizli kalmaz dünyâda, hiçbir şey ona elbet.

Yüksekliği aradım, baktım tevâzûdadır,
Başkanlığı aradım, gördüm nasîhattedir.

Kim ki şeref ararsa, sarılsın ibâdete,
Kim zenginlik ararsa, tutunsun kanâate.”

Geldi Veysel Karânî, Medîne beldesine,
Girdi Resûlullah’ın, mübârek türbesine.

Görünce o türbeyi, bayılıp düştü yere,
Kendine geldiğinde, dedi ordakilere;

“Götürün burdan beni, bu yerde yaşıyamam,
Ben bu yerde olursam, hayattan tad alamam.

Allah’ın Resûlünün, medfun olduğu yerde,
Benim hayatta olmam, yakışır mı edebe?”

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

GİZLERDİ KENDİSİNİ

Nisan 15, 2007 at 11:07 am (şiirlerle menkıbeler)

Bir an geri durmazdı, Rabbine ibâdetten,
Buna rağmen kendini, gizler idi herkesten.

Kalbi Resûlullah’ın, dolu idi aşkıyle,
Aslâ unutmuyordu, Rabbini bir an bile.

Kimseyi incitmedi, incinmedi kimseden,
Her hâli insanlara, ibret oldu tamamen.

Resûlullah, vasiyet, etmişti sahâbeye,
(Bu hırkamı götürüp, verin Veysel Karânî’ye.)

Alî bin Ebî Tâlip, bir de hazret-i Ömer,
Bu mübârek hırkayı, Kûfe’ye götürdüler.

Sorup araştırdılar, onu Kûfelilerden,
Lâkin tanımadılar, Üveys’i târiflerden.

Dediler: “Üveys diye, biri var bu beldede,
Lâkin aradığınız, o değildir herhâlde.

Zîrâ divânedir o, çok tuhaftır hâlleri,
Arne denen vâdide, deve güder ekserî.

Kaçar hep insanlardan, hiç gelmez aramıza,
Çok zaman yalnız olur, sokulmaz yanımıza.

Halk ağlasa o güler, herkes gülse o ağlar,
Böyle garip biriyle, sizin ne işiniz var?”

Hazret-i Ömer Fârûk, buyurdu ki cevâben:
“Odur aradığımız, gösterin bize hemen.”

Sonra târif edilen, mahâle yürüdüler,
Yaklaşınca, Üveys’i, namaz kılar gördüler.

Bekledi Ömer Fârûk, bitirdi namâzını,
İletti hemen sonra, Resûl’ün selâmını.

Dedi: “Resûlullah’ın, size selâmları var,
Şu kendi hırkasını, size etti yâdigâr.”

Ve buyurdu ki: “Üveys, giysin de bu hırkayı,
Günahkâr ümmetime, bol eylesin duâyı.”

Veysel Karânî sevinçten, şaşkına döndü birden,
Resûl’ün hırkasını, alarak ellerinden,

Sevgi ve saygı ile, öpüp sürdü yüzüne,
Üzerine kapanıp, duâ etti Rabbine:

“Yâ Rabbî, bu mübârek, hırkanın hürmetine,
Merhamet et günahkâr, Muhammed ümmetine.”

Lâkin Veysel Karânî, kalkmadı yerden heman,
Onlar başı ucunda, beklediler çok zaman.

Öyle uzun sürdü ki, pekçok merak ettiler,
“Acabâ emr-i Hak mı, vâki oldu?” dediler.

Hatta endîşeleri, çoğaldı beklemekten,
Seslendi Ömer Fârûk, “Yâ Üveys!” diyerekten.

Başını kaldırarak, buyurdu ki: “Yâ Ömer,
Az daha bekleyip de, çağırsaydınız eğer,

Rabbim affediyordu, bu ümmeti tamâmen,
Çağırdınız, bir kısmı, kaldı affedilmeden.”

Bu Üveys-i Karânî’nin, hürmetine İlâhî,
Bu sevgiden bir nebze, ihsân et bize dahî

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Ey Musavvir Yâr Timsâline Sûret Vermedün (Gazel )

Nisan 10, 2007 at 10:21 pm (Fuzuli)

Ey musavvir yâr timsâline sûret vermedün
Zülf ü ruh çekdün velî tâb u terâvet vermedün

Işk sevdâsından ey nâsih meni men’ eyledün
Yoh imiş aklın mana yahşi nasîhat vermedün

Dün ki fursat düşdü hâk-i dergehünden kâm alam
N’oldu ey göz yaşı göz açmağa fursat vermedün

Göz yumup âlemde isterdüm açam ruhsâruna
Cânum aldun göz yumup açınca möhlet vermedün

Bu mıdur rahmün ki hâlün eyler iken kasd-i cân
Çıhdı hattun kim anı men’e de ruhsât vermedün

Verme hüsn ehline yâ Rab kudret-i resm-i cefâ
Çün vefâ çekmekde ışk ehline tâkat vermedün

Ey Fuzûlî öldün efgân etmedün rahmet sana
Rahm kıldun halka efgânunla zahmet vermedün

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın