Dostum bayramın mübarek olsun
Erdik yine kutlu güne
Dostlar aranacak özlemle
Sevgiler depreşecek hasretle
Dostum bayramın mübarek olsun
Sesleri hiç duyulmayan dostlar
Hasret ve özlem içinde aranırlar
Şimdi dualarla dolacak mezarlıklar
Dostum bayramın mübarek olsun
Gençliğimizin geçmiş yılları
Yad ederiz özlemle anıları
Ararız mazideki dostları
Dostum bayramın mübarek olsun
Küslük dargınlık kalmasın bugün
Duygulara vurun kilit,sözlerin olsun hüküm
Bütün aşina çehrelere haykırın bugün
Dostum bayramın mübarek olsun
Giden bir daha gelmiyor geri
Bayramlar helallik için tam yeri
Bırakma öbür tarafa yırt perdeleri
Dostum bayramın mübarek olsun.
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Gazel
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre
Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler
Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre
Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm
Ki degül gizlü gam-ı lâ’l-i lebün cân içre
Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil
Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre
Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun
Akd-i şebnem hoş olur gonca-i handân içre
Kaddüne serv demiş goncalarun ta’nından
Duramaz bâd-ı sabâ hîç gülistân içre
Ey Fuzûlî kime sûz-ı dilümi şerh edeyüm
Yoh menüm kimi yanan âteş-i hicrân içre
KAVRUK
Öyle uzak ki susuşun
Isıtmıyor saydam sokakların cumbalarından sarkan
Acılı sonbaharı
Hangi boşluğu dolduruyor çığlık çığlığa
Bir karabasan uçurumunda yüzünün duru giziyle çizilen hüzün
Bastırılmış korkuların alanları doldurduğu
Uzun sürmüş karanlıklarda çoğalan
Çocuksu gözlerdeki ışık
Yalnızlığın saçlarından derin kuyulara
Göz yaşları gibi dolan umutsuzluk
Ve kavruk bir gül çoğalıyor
ALAZ
Hüznün kızıl yaprakları düştü zamana
Aktı canlar yangınlardan o kızıllığa
Karardı coşkular söndü umutlar
Döndü ağır ağır umutsuzluğa
Sesler koparıp kanayan şarkılarımdan
Göçüp giden kuşlar gitti uzağa
Kurumuş dallara takılmış bir uçurtma
Düşürür çocuk sevdalarımı tuzağa
Sustu solgun bir gül gibi akşam
Savaşları soygunları bırakıp küstü çağa
Bilmem hangi eller hangi kadehler
Kalkar bir uzun sükût gibi yalnızlığa
KOZA
Orda duruyor orda
Uzatsam ellerimi
Sarınmış sarılara
Bal peteği saydamı
Orda bir erimlik yer
Billurdan bebek teni
Ben ne ceylanlar gördüm
Ürkek mahzun bakışlı
İşte orda duruyor
Dişi bir tay toynağı
Duru sulara vurmuş
Sabahın ışıltısı
Yüreğine değiyor
Şiirin tül kanadı
Buluta uçuyor kuş
Bulut dala konuyor
Dokunsam beyaz bir tüy
Okşasam düş oluyor
Sonra serin saçaklar
Kırılmış bahar dalı
Karanlığa çarpıyor
Çırpınan çılgınlığım
İşte burda burada
Uzatsan ellerini
KARİYE
Teninde doğum fırtınaları
Gölgesi durgun suda uyuyor ulu çınar
Uzak umutlar süzülüyor usundan
Prizmasından tarih geçiyor
Gün güle değiyor hüznünün gergefinde
Gamdan örülmüş bir tülün ardında elin
Süt ve gümüş sim ve ipek
Tutuşuyor özlemin penceresinde
Bin yıl ötelerden bakıyormuş gibisin
Altın demir ve kobalt pırıltısıyla
Derin lacivert bir göğe yükseliyor
Sunakları ellerinde binlerce esin
Bak bu sensin billur ışığı sesin
Bu senin giysilerin kıvrımlarıyla susan
Sanki biz kariyede bir mozaik bahçesiyiz
Buhurdan ve şamdan ve tütsü ve ayin olan
HANIMELİ
Gün mü uyanıyor
Gül mü
Yaprağında çiğ tanesi
Kokla/sam
Süt mü sızmış balam
Gül memelerden
Bir bebek gülüverse
Okşasam
Seher yeli geçer gibi
Gelin dalından
Dağıtsan saçlarını
Uzan/san
Bir çin porseleni kadar saydam
/Sırçadandır gümüş teni sırçadan/
Düşlerin ürperir mi
Dokunsam
Sanki mermer heykellerde yaşayan
Kadim yunan
Yakın dursa da
Uzak /san
Bir de pamuk toplarken gör tarlalarda
Türküsünü tutturmuş mu sana usuldan
/İnci takmış sedef gerdan üstüne/
Düşün/sen
Pembe bulutlar dağılır yüzünde
Ak laleler gibi durur elleri
Eğilip su içer gibi çeşmeden
Öpsem
İPİN UCU
Sabahlara yalnızlık gibi çıkıyor
Yorgun iklimlerin sürgün alacası
Pus sabaha bulanıyor sabah gerinen güle
Kurumuş düş yapışkanlığı da cabası
Neden öyle kırgın bakıyor resimlerde
Camda bir fesleğen hüznü perde arası
Pus güne bulanıyor gün kana kan acıya
Camda gama boyanmış bir karanfil sevdası
Kara kıl çadırlardan dünyaya açılan yaz
Balaca bir kuş içinmiş çınarın kocaması
Camda kıpkırmızı sardunyanın sevinci
Yüzüm umudun bayrağı yüreğim bozgun sonrası
GÜN
Perdeyi açıverince
Üryan bir sabah takılıyor dallara
Gümrah gözlerinde çiçekleniyor şafak
Mahmur saçları çözülüyor gecenin
Çığ düşmüş yapraklara yazılı
Rahvan yazgısı yoksulluğun
Kınında hüznü taşıyan bir çingene şarkısı
Uzuyor tekerlerin tıkırtısında
Sevince bulanıyor elin
Sokakta kuş seslerini siyaha boyayan çocuk
Kapıda gün
Hakkını helal et sevgilim
UZUN HAVA
Dağların şarkısını söylüyorum
Günlerden sabah
Ülkelerden yalnızlık
Elimde acemi bir karanfil
Sıcak özlemlere bastırıyorum
Ölümün ikindisine uçuşan güvercinler
Tutuşturuyor çobançiçeği sevdalarını
Saçların şarap kokuyor ellerim tütün
Avuç avuç alıç topluyor karanlık gözlerin
Sessiz suskun yorgun
Bu kimin duvarları bu kimin
Penceresiz ışıksız soluksuz
Bu bağrımıza çöken çeki taşı
Bu balçık karası bu korku bu bizi ezen
Ben bu dilin oğluyum bu köylü dilin
Toprağın üstüne oturmuşum
Hayat deli yağmurlarda taşkın sularda
Yıkımlarda yeşeriyor gibi
Sırtımı bir ağaca dayıyorum
Ağaç kıpır kıpır toprak coşkulu
Ben hüzünlü bir şarkı söylüyorum
Hüzünlü